Üç buçuk yıl sonra fark ettim ki artık kendi sesimi duymuyorum. Her cümleyi ağzımdan çıkmadan önce onun tepkisini tahmin ediyorum, sanki beynimde bir filtre var. Mesela geçen hafta arkadaşlarımla kahvede oturuyorduk ve biri bana "Yeni bir hobisi var mı?" diye sordu. Cevap vermeden önce bir saniye durdum, Ali'nin ne düşüneceğini hesapladım. "Çok meşgul değilim, boş zamanım yok," dedim. Ama aslında yaklaşık iki ay önce fotoğrafçılığa başlamıştım, cep telefonumla güzel resimler çekiyordum. Neden söylemedim? Çünkü Ali bir keresinde fotoğrafçılığın "yapılacak ciddi işler varken yazlık uğraş" olduğunu söylemişti.
Her gün bu döngü kendini tekrarlıyor. Sabah uyandığımda "Bugün ne giyeyim?" diye düşünüyorum ama eğer seçeceğim renk Ali'nin "Sana bu renk yakışmıyor" dedikleri bölümde ise, başka bir şey giyiyorum. Öğlende iş arkadaşlarım öğle yemeğine çıkmayı teklif ediyor, "Gelmem daha iyi, akşam Ali eve gelmeden yemek hazırlamam lazım" diyorum. Haftasonunda kız kardeşim beni çağırıyor, "Bu pazarı ona ayırmışım," diye cevap veriyorum. Ama Ali'nin planı yok aslında, o sadece evde oturmak istiyor.
Gerçeği söylemek gerekirse, bunu fark etmeyi çok uzun zaman almış. Dört ay kadar önce yemek masasında oturuyorduk, ben Ali'ye "Pazarı takı resepsiyon etkinliğinde çalışıyor, beni çağırdı" dedim. Ali'nin yüzü değişti. "Neden evet dedin?" dedi. "Bilmiyorum, o bir arkadaş olarak beni istedi," dedim. Sonra açıklamaya başladı: takı tasarımcısı olan arkadaşım aslında bana göre değilmiş, "sahte sosyal çevrelerde dolaşan" biriymişmiş, ben de "onun gibi olamıyorum" ama "etkisi altında kalıyorum." Konuşması bir saat sürdü. Sonra etkinliğe gitmedim.
Sonrası daha kötüleşti. Yazara gidiyorum, belki okuyorum; okumayı söylüyorum Ali'ye, "Hangi yazarı okuyorsun?" diyor. Söylerken kafamdan geçen ilk şey, "Beğenecek mi?" oluyor. Genelde "Bir iki sayfasını gözden geçirdim, çok da ilgi çekmedi" diyorum, çünkü "Bunu okuyor musun?" sorusunun ardından "Neden senin gibi insanlar hep sürü psikolojisiyle davranıyor?" yorumunu duymak istemiyorum.
Geçen pazarı aynadaki kendime baktığımda durdum. Yüzüm tanıdık değildi. Gözlerim kuşkulu, omuzlarım gergin. Suratımda kızgınlık yoktu, ama bir tür... boşluk vardı. Bunu Ali'ye söyledim. Sordum: "Sence ben mutlu muyum?" Bana baktı, hiç düşünmeden "Tabii, sen harika bir hayatın var" dedi. Ama ben hayatımı yaşamıyorum, onun için sesi kısılmış bir hayatı yaşıyorum. Ve bu farkındalık geçmiyor artık.
İlişki
Onunla Konuştuğum Her Kelimeyi Sorgulamaya Başladım
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Psikolojik tanı, terapi veya profesyonel danışmanlık yerine geçmez.
Sence kim haklı?
Yorumlar
(0)