İlk kez ona karşı çıktığımda, o kadar büyük bir şey yapmadığını düşündüm. Sadece "hayır" dedim. Masada otururken, kahvemi yavaşça yudumlarken, "Bu hafta sonu benimle dera gitmek istemiyorum" dediğinde, ben de "Gitmeyi tercih etmeyeceğim" dedim. Basit bir cümle. Ama Kerem'in yüzü değişti.
İlk başta sessizlik geldi. Sonra açıklama talepleri. Neden? Beni neden hayal kırıklığına uğratıyorsun? Benim için ne kadar önemli olduğunu bilmiyor musun? İki saat içinde bunu tartışmaktan daha umursamaz hiçbir şey yoktu. Orada oturdum ve tüm hayatımda yapmadığım bir şeyi anladım: ona karşı çıkırken aynı anda onun haklı olmasını istiyordum. Kendimi öyle kötü hissettim ki, sonunda "Tamam, geliyorum" dedim. Ve hemen sonra o sevecen Kerem geri geldi.
Bu döngü beş yıl boyunca devam etti. Her "ama ben istiyorum" veya "bu bana uygun değil" gibi bir ifade, benim tarafımdan bir suçsallama, onun tarafından ise suçlama ve ıstırap haline geldi. Ayakkabılarımı istediği markaya değiştirdim çünkü eski ayakkabılarımı "çirkin" diye nitelendirdi. Üniversitedeki dansçı arkadaşlarımla görüşmeyi bıraktım, çünkü onları çok "açık fikir" buluyordu ve bu da benim dikkatimi başka yerlere çekeceğini söylüyordu. İşte öyle yapıştığım hayat: onun hoşuna gidecek şekilde tasarlanmış, onun kurallarıyla sınırlandırılmış bir hayat.
Oğlu vardı ilk evlilikten. Yedi yaşındaki Ege. Çoğu zaman onu merkezde tutmak için ben önemsiz hale geldim. Bir akşam, Ege beni "oyuncu teyze" diye çağırdı. Benim oyunları oynamayı sevdiğini hatırladı. Kerem bunu duydu ve sessiz kaldı. O gece bana ne demesi gerektiğini söyledi: Ege'nin annesiyle aynı olmaya çalışıyor olmamı, çocuğu karıştırdığımı, onun için bir oyun olmadığını. Ege uyurken, ben yatakta ağladım ve düşündüm. Şu an ağladığım şey, Ege'ye oyun oynamayı reddedişim midir, yoksa kendime yalan söylemişken yakalanmışlığım mı?
On ay önce, terapistin muayenehanesinde oturdum ve şunu söyledim: "Artık kimin olduğumu bilmiyorum." O anda, Kerem'in bana söylediği her şeyin içinde ufak bir sesim vardı—benim sesim—kopmak istiyordu. Terapist sordu: "Neyi özlemişsin?" Cevap vermekte zorlandım. Kendimi çok öncede kaybetmiştim.
Ayrılık kararı bir tercih değildi; bir keşif oldu. Boş dairemde ilk kez yalnız uyudum ve sabahında kimin olmak istediğini sordum kendime. Hala cevabı tam bilmiyorum, ama artık soruyu sormaktan korkmuyor, sesimi duymaya başlamışım.
Evlilik
Onun Sesini Duymayı Çözdüğüm Gece
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Psikolojik tanı, terapi veya profesyonel danışmanlık yerine geçmez.
Sence kim haklı?
Yorumlar
(0)