Evlilik

Onun Eksikliğini Doldurmak İçin Kendimi Bölüştüm

E
Ekran Dışında Kalan · 26 gün önce · 4 dk okuma
Dört yıl boyunca birlikte yaşadığımız eve ilk kez son hafta başında yalnız girdim. Kapıyı açarken bile Cem'in sesini bekliyordum—'Hoşça kaldin canım, ne yaptin bugün?' diye sorması. Ama ses yok. Sadece sessizlik ve ben. Apaydın görebildiğim şey, bu ilişkinin boyunca nasıl parçalanmış olduğumun İzleri.

Adam-ı Alem gibi davranıyor değildi Cem. Asla el kaldırmadı, asla bağırmadı. Hatta zaman zaman—özellikle başında—o kadar dikkatli, o kadar tatlı davranıyordu ki ben de kendimi beraber hayatının merkezinde hissetmiştim. Ama seyirse bakarsanız, bu merkeziyetin bir noktasından sonra yönü değişiyor. Biz başladığında ben muhasebeci idim. Kendi projelerim vardı, kendi çalışma saatlerim, kendi planlarım. Cem ise pazarlama danışmanıydı—sık sık şehir dışına çıkıyor, düzensiz saatlerde çalışıyordu. 'Benim işim çok stresli' diyordu, ve o söyleyen ilk kez, ben de sadece anlamaya çalıştım.

Yavaş yavaş başladı. Konuşuyorduk mesela akşam yemeğinde, ben bir iş projemden bahsediyorum, ve Cem'in gözlerini görebiliyordum—dinliyor ama başka yerdeydi. Sonra bir gün, 'Biliyor musun, ben senin bu projedeki rolü biraz farklı görmüştüm' demişti. Kaç kez bu oldu? On mu, yirmi mi sayamadım. Görüşlerim yavaş yavaş belirsiz hale geldi. Kendime bir şey düşündüğümde, ilk sorum hep 'Cem bunu nasıl düşünür?' olmuştu.

Bir gün müdürlük teklifi aldım. Evde söyledim. Cem'in yüzü aydınlandı ama dediği şey şuydu: 'Harika! Demek ben seni bu kadar başarılı görmek istiyordum, sen de başarılı olmuşsun.' Kendi başarım sanki onun niyeti sayılıyordu. O an çok tuhaf hissetmiştim, ama söylü görmediğim, 'Benim başarım' dedirtmediğim. Onun mutluluğunu benim başarımdan daha ön planda tutmaya başlamıştım, ve bunu fark etmediğim süre boyunca yapıştı.

En çok acı veren şey, bunu yavaş yavaş sorgulamadığım için değildi. Sorguladım. Ama sorguladığımda da Cem'in tepkisini gördüm—bir tür kırılganlık, bir tür 'Sen beni yanlış anladın, ben sadece seni desteklemek istiyorum' sayısı. Ve ben de içeri çekildim, çünkü onu incitmek istemiyordum.

Son üç ay, ben tamamen işime konsantre olmaya çalışırken Cem'in bana olan taleblerinin şiddetlenmesini gördüm. Neredesin, ne yapıyorsun, ne düşünüyorsün, neden bu kararı aldın. Cevaplarıma itiraz ediyor, sorguluyor, sonra da üzüntü gösteriyor. Ben de değişmeye başladım—kendi fikirlerimi söylemekten çekinmeye, yapacaklarımdan bahsetmemeye başladım. Eve gelirken ne söyleseceğimi planlıyordum, onun kızmaması için.

Ayrılmaya karar verdiğimde bile korkuydum. Cem'in yüzünü, sesini, 'Bana bunu neden yaptın?' sorusunu hayal ediyordum. Ama daha çok, ayrıldıktan sonra kendimi yalnız bulacağımdan korkuyordum. Çünkü kararları ben almaktan o kadar uzaklaşmıştım ki, kendi sesimi duyamıyordum artık.

Geçen hafta kutularını toplarken, notlarını buldum—yazılı hesaplar, benim yapacaklarım, benim söyleyeceklerim hakkında. Hiç böyle bir şey görmemiştim. O zaman anladım: Ben eksik hissettiğim her yerde kendimi doldurmaya çalışırken, aslında tamamen kendi kendimi boşaltmışım. Bugün bu evde yalnız otururken, sessizlik içinde, ben kimin hatası olduğunu bilmiyorum—belki ikimizin. Ama bildiğim bir şey var: Kendimi geri bulmak istiyorum. Eğer o konuşmadan dinleyeceksem, en azından kendimi dinlemeliyim.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Psikolojik tanı, terapi veya profesyonel danışmanlık yerine geçmez.

Sence kim haklı?

Yorumlar
(0)