Evlilik

Özür Dileyen Hep Ben, Ama Hiç Ben Değildi

E
Erinmiş · 17.09.2026 · 2 dk okuma
Üç yıldır birlikte olduğumuz Cem'le ilişkimiz, öyle anlatılır ki: sakin bir gölün üstünde kayıyorsun, her şey düzgün görünüyor ama aşağıda içine çeken bir akıntı var. Ben sadece kayarak gidiyorum, gittikçe daha hızlı, durdurmayı bile unutuyorum.

Çoğu zaman onu üzüyordum. En azından o böyle söylüyordu. Bir gün birlikte olacağımızı planlamışız, ben hafta sonunda kendi annem ziyaret etmek istedim. Onunla paylaştığımda, "Yine ben mi geride kalacağım?" dedi. Böyle bir tonla ki, sanki ben onun gözlerini yaşlı yapan kişiymiş, ben onun kalp kırık bırakan kişiymiş. Doğrusu, o an çok suçlu hissettim kendimi. Hafta sonuna gitmek istediğimi unutdum, üzüldüğü için planımı değiştirdim.

Sonraki aylar böyle geçti. Arkadaşlarımla daha az zaman geçirdim, çünkü beni özleyen o vardı. Aileme daha nadir ziyaret gittim, çünkü beni bekleyen o vardı. Bir keresinde, benim birkaç yıldır süren hobi olan yazı yazmayı bıraktığımda bile, bana "Neden yazıyorsun hep? Ekranda oturuyorsun ya," dedi. Herhalde o sırada onu dikkat ettirmemi istiyordu. Yazmayı bıraktım. O mutlu görünüyordu ama ben... ben de elimde birşey kalmıyor hissettim.

Geçen ay, Zeynep isminde, konservatuar öğrencisi arkadaşımla yolda karşılaşmış. Zeynep bana tuhaf bakıyordu, sanki beni ilk defa görüyormuş gibi. "Sen neler oldu?" dedi. Bunun ne demek olduğunu sordum. "Düş kırılmışsın," dedi basitçe. "Gözlerinde ışık yok, sesin tatlı değil artık, her cümlede biraz hıçkırık var." İtiraz etmek istedim ama söyleyecek bir şeyim yoktu. Çünkü biliyordum ki haklı.

Geçen hafta Cem'le ciddi bir konuşma yaptık. Ona, hislerim söyledim. "Sen beni sürekli özledin, ben de sana benzeşmeye, sana uyum sağlamaya çalıştım. Ama şimdi ben çıkamıyorum bundan," dedim. Biliyorum ki bunun adı iş fotoğrafı yapılmadığı bir ilişki. Ama yapabileceğim tek şey, bu denize girdiğim yolu, yani dışarı çıktığım yolu hatırlamak. Şimdi kapıya gitmek için yüzümü taşlıyorum. Belki de ilk defa, kendi adıma özür diliyorum—kendime.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Psikolojik tanı, terapi veya profesyonel danışmanlık yerine geçmez.

Sence kim haklı?

Yorumlar
(0)