Aile

Onun Mutluluğu İçin Kendi Ağrımı Numara Yaptım

H
HayaliKaybetmiş_M · 19.08.2026 · 3 dk okuma
Dokuz yıl boyunca birlikte yaşadığımız dairede, her sabah aynı şeyi yapıyordum: uyanırdım, gözlerimi açardım ve hemen kontrol ederdim—Mert'in yüzünde gülümseme var mı? Eğer sabahtan siyah bir bulut görürsem, ben de o bulutun içinde yürürdüm. Eğer neşeliyse, ben de kendi kendime hızlı hızlı bir vesileler listesi yaratırdım. Henüz bu noktada bile bunun ne kadar tuhaf olduğunu fark etmemiştim.

Her şey çok ince başladı. İlk başlarda, onun stresli bir günün ardından evde bulduğum gülümseme benim gözümde en büyük başarı gibi hissediliyordu. Benim işim kötü gitmiş olabilir, ama o iyi bir toplantı yapmışsa, o zaman ben başarılı sayılıyordum. Yavaş yavaş sınırlar kaymasına başladı. Onun umutsuzluğu konusunda yalanlar söylemeye başladım—hatta kendime söylemeye başladım. "Belki de o kadar da önemli değil," derdim, oysa çok önemliydi. "Kesinlikle düzelmesi için bir şeyler yapabiliriz," derdim, halbuki yapabilecek hiçbir şey yoktu.

Sonra bir gün, iş sunumunda başarısız oldum. Bunu öğrendiğimde, Mert'e söylemekten korkmuşum. Onu kırmak istememiştim. O gece, beni sorguladığında, "Aslında çok iyi gitti," dedim. Yalan söylüyordum ama Mert mutluydu. Benim içerdeki ağrı gitmiş mi? Hayır. Ama onun gözlerindeki ışık görüldüğü zaman, ağrı önemli olmadığını bilmek istedim.

Zamanla bu bir alışkanlığa dönüştü. Herhangi bir kötü haberi gizlemeye başladım. Doktora gitmek gereken bir hastalığım vardı, hiçbir şey söylemedim. Annemle arası açılmıştı, sessiz kaldım. Kendime hile yapıyor, ama Mert'in sükuneti bana daha fazlasını gerektirir gibi gelmeye başlamıştı. Bir gece, yatağımızda yatarken, kendi bedenimi çok eski bir ev gibi hissetmeye başladım—kimse artık içerde yaşamıyor, sadece konserve edilen bir yapı.

Dört ay önce, masada oturmuş biriyle kahvaltı yapıyordum—oda mate içen, müzik dinleyen, kendi fikirlerini söylemekten çekinmeyen biriyle tanıştım. Adının İrem olduğunu öğrendim, şirkette yeni işe başlamıştı. Onunla görüştüğümde, farkına vardım ki ben çok süredir kimseyle gerçekten konuşmamıştım. Mert'in duygularını tahmin etmek dışında, başka hiçbir şey hissetmediğim gibi. İrem bana, "Neden hiçbir şey söylemiyorsun?" diye sormuştu. O zaman bile cevap veremedim—çünkü artık söylemeyi bilmiyordum.

Geçen hafta, Mert benim yüzüme bakıp "Sen kimsin?" dedi. Bunun bir felsefe sorusu olduğunu bilmiyordum, belki de içinde bulunduğumuz ilişkiye karşı bir yorum. Cevap versem bile, hangi benliğimi vermeli olduğumu bilmiyordum. Mesela, Mert'in mutluluğuna hizmet eden o numaracı kişiyi mi? Yoksa, dokuz yıl önceki, kendi hayallerinin olduğu kişiyi mi? O gece yatakta uyuyamadım, çünkü kendimi kaybetmişim, ama bunun farkına hâlâ tam anlamıyla varamıyordum. Sadece çok sıkı bir boşluğu hissettim.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Psikolojik tanı, terapi veya profesyonel danışmanlık yerine geçmez.

Sence kim haklı?

Yorumlar
(0)