Her şey küçük bir tavsiye ile başladı. Üç yıl önce Metin'le tanıştığımda, o da muhasebeci, ben de grafik tasarımcıydım. Normal bir ilişkinin başlangıcı gibi görünüyordu. Ama Metin'in geçmişte bazı konuları vardı—bir iş projesi başarısız olmuş, bir arkadaş grubu onunla aran arasını açmıştı, yazı yazmak istemiş ama vazgeçmişti. Söylediği her zaman, bunların "belki bir gün" olabileceği idi.
Bir gün, bana bakıp "Eğer sen bu şeyleri yaparsan, ben de deneyebilirim" demişti. Başta masum görünüyordu. Benim yazı yazmayı sevdiğimi biliyordu. Önerdi ki, ben bir blog başlatasım ve "bizim" müttefiklerimiz için ilham verici yazılar yazayım. O zaman bunu çok güzel bir niyet olarak görmüştüm.
Sonra İnsan Kaynakları yöneticiliğine geçmiş olan arkadaş Metin'i takip etmemeye başlamıştı. Metin bundan çok incindi. "Benim sosyal çevreyi genişletmem gerek" dedi. Doğal olarak, ben de yeni tanıştığı insanları tanımaya başladım. Ama tüm bu buluşmaları o organize etti, o kontrol etti. Benimle beraber gelmek istedi her seferinde, kimi görmeye gidersek gidelim. Bazen benim eski arkadaşlarımla görüşmeyi "o zamanlar çok geri kalırkız" diye reddetmesini anlatamıyorum.
Bir yıl kadar sonra, fark ettim ki kendi ilgi alanlarım yok denecek kadar azalmıştı. Blog yazıyordum, ama Metin istediği konularda. Yeni insanlarla vakit geçiriyordum, ama onun kontrolü altında. Kendi kariyer hedeflerim (freelance gitmek) erteliyordum çünkü o istikrarlı maaşı seviyordu. Yazı yazma hayalini ise tamamen bastırmıştım—çünkü ben yazı yazarsam, onun "belki bir gün" diye ertelediklerini yapacak olacağını hissediyordum. Bu da ona çok rahatsız veriyordu.
Geçen ay, bir proje sunumunda yeni başladığım bir tasarım stüdyoyu anlattım. Metin'i daha önceden söylemiştim. Sunum sırasında kapı açıldı, o da geldi, oturdu. Sonra, hemen bütün sunumu sorgulamaya başladı: "Bu çok riskli, bu proje çok küçük." Müdür huzurunda, karşısındaki insanlara hoş gelmez göründü. Sunum başarısız oldu. Sonrasında biraz hüzünlü bir şekilde "Belki ben de bir şey yapabilseydim diye düşündüm. Ama senin başarısız olman da iyi, en azından risk almaz ve güvenli kalırız" dedi.
O an, bir aynaya baktığım gibi bir şey oldu. Aynadaki ben, Metin'in kaybettiği her şeyin yerine geçirilmiş, çoğaltılmış bir şekilde duruyordu. Yazı yazmıyordum çünkü o yazmazdı. Karera sınırlamıyordum çünkü o sınırlılık yaşamıştı. Arkadaşlardan uzaklaşıyordum çünkü o uzaklaştığını hissediyordu. Hayatım, onun eksiklikleri için bir tamir malzemesi olmuştu.
Sonra, çok garip bir sakinlik geldi içime. Aslında bundan çıkabileceğimi anladım. Çünkü ben bu hayatı yaşıyordum—o değildi. Ben yazabilirdim. Ben riskli kararlar alabildim. Ben eski arkadaşlarımla vakit geçirebilirdim. Metin'in kaybettiğinin, benim kaybetmem gerekmediğini fark ettim. Onun eksikliğini doldurmamın sorumluluğu, asla benim olmamalı oydu.
Arkadaşlık
Onun Kaybettiklerini Yapıştırarak Hayatımı Kurdum
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Psikolojik tanı, terapi veya profesyonel danışmanlık yerine geçmez.
Sence kim haklı?
Yorumlar
(0)